www.mertsuslu.tr.gg
 
KONULARIMIZ İLE İLGİLİ LİNKLER  
  -ANA SAYFA-
  9. BEYIN GIDALARI
  10. BEYIN GUCU ICIN-BESIN TABLOSU
  11. BEYIN HAKKINDA MERAK EDILENLER
  12. BEYIN ICIN GEREKLI GIDALAR
  15. BEYNIMIZ HAKKINDA BAZI GERCEKLER
  16. BEYNIN COZULEMEYEN 10 SIRRI
  17. Beynin İhtiyacı Gümüş İyonu
  18. BEYNINIZ HANGI RENK
  20. CHI ENERJISI HERYERDE
  21. CHI GONG EGZERSIZI
  22. CHI GONG SISTEMLERI
  23. DC MOTOR YAPISI
  24. DUSUNCENIN TEMEL TASLARI
  25. EGITIM VE GELISTIRME SETLERI
  26. ELEKTRONIK ARSIVI
  27. ENDÜSTRİYEL ROBOTLAR
  28. ENGLISH
  29. EVREN NE RENKTIR
  32. GEZEGENLERIN INSAN USTUNDEKI ETKISI
  33. GUNES ENERJISINDEN ELEKTRIK ELDE ETME
  34. HAFIZA EGITIM SETI
  35. HAFIZA KUTUPHANESI
  36. HAFIZA VE ELEKTRIK AKIMI ILISKISI
  37. HERSEY DUSUNCEDE BASLAR
  38. HIZLI OKUMA
  39. HIDROJENIN ELDE EDILMESI
  40. HİPER UZAY NEDİR
  41. ISIKTAN DAHA HIZLI BIR GUC
  43. KAOS VE KELEBEK ETKISI
  44. KITAP KATALOGU
  45. Konsantrasyonu Arttiran Yiyecekler
  46. MANYETIK ALAN TEDAVISI
  47. MANYETIK ALANLAR
  48. MEDITASYON TEKNIKLERI
  49. MERIDYENLER
  51. Motivasyon icin 20 Önemli Ders
  52. MUTLULUK ICIN KISISEL GELISIM KURALLARI
  53. Naquadah Nedir?
  54. OZGUVEN GELISTIRME TEKNIKLERI
  55. PARALEL EVRENLER
  56. PIRAMIT ENERJISI
  56. PIRAMIT ENERJISI-INGILIZCE KAYNAK
  58. PISISIK YETENEK TESTI
  59. QI GONG (CHI KUNG)
  61. Ruzgar Turbini Yapısı
  62. SARKAC KULLANIMI
  65. SIPARIS VE HESAP BILGILERI
  66. SUGILIT
  68. SUPTIL ENERJILER
  68. SÜPER SİCİM TEORİSİ
  69. SASIRTAN GERCEKLER
  71. TELEKINEZI ÖĞREN
  72. TELEKINEZI TARIHI
  73. TELEPATI
  74. UFO TEKNOLOJISI
  77. VIDEO ARSIVI
  78. VUCUTTAKI ELEKTRIK AKIMI TESTI
  80. Wraith Enzimi
  81. YENILENEBILIR ENERJI KAYNAKLARI
  83. ZIHIN KONTROLU
  84. ZIYARETCI ISTATISTIKLERI
  MANYETIK ALAN SAG EL KURALI
  63. Sıfır Noktası Modülü (SNM)
  79. WARP HIZI NEDİR ?
  STRES AZALTMANIN 40 YOLU
  SIRADISI YAPILAR
  EVREN-UZAY-SONSUZLUK
  Fazla Şeker Beyin için Zararlı
  BEYNE ZARAR VEREN ALISKANLIKLAR
  UFO DOSYASI
  UFO TEKNOLOJISI VE HITLER
  ILETISIM
  Neden İlkokulu zor bitirmiş bazı işadamları, ünlü profesörlerden fazla para kazanırlar?
  ÇİN DEKİ TÜRK PİRAMİTLERİ
  RE-İKİ NASIL YAPILIR
  BEYNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN 20 MADDE
  BEYINDE RENK VARMI ?
  SUYUN BEYİN İÇİN ÖNEMİ
  Çakra Meditasyonu
  Forum-BEYİN EĞİTİMİ VE GELİŞTİRME MERKEZİ
  Haberler
  DÜŞĞNCE GÜCÜ İLE TEDAVİ
  KUANTUM FİZİĞİNE GÖRE GÖZLEMCİ KİMDİR
  KALORİ CETVELİ
  PERİODİK ELEMENT TABLOSU
  MADDENİN BAŞLANGICI
  Beyin öyle bir güçtür ki...
  Yunuslar İnsanlar Kadar Zeki Olabilir mi?
  Aşırı Korumacılık Çocuğun Beynine Zarar mı veriyor?
  SIPARIS HATTI
  AZTEKLER
  FENİKELİLER' E NE OLDU ?
  Kelebek kanatlarindaki harf ve rakamlar
  Elektronik Çöpler
  Daha İyi Öğrenmek İçin Bol Bol Rüya
  Manyetik Alan, Ahlaki Yargılama Yetisini Etkiliyor!
  Sigara ve IQ
  ŞEKER HASTALARI İÇİN YİYECEK DEĞİŞİM LİSTESİ
  DOWNLOADS
  YUZYILIN FELSEFE BILMECESI COZULDU :-)
  SONSUZ SAYILARIN OKUNUSLARI
  İNTERNETTEN PARA KAZANMAYI ÖĞREN
  DUYGULARIN BEDENE ETKİSİ
  UNUTKANLIĞA KARŞI ETKİLİ FORMÜLLER
  Google Optimizasyon
  IŞIK VE UZAKLIK
  Nikola Tesla
  BEYİN GUCU İNDEX
  SPONSOR LINKLER
  MUCİZEVİ SIVI KAN VE KALP
  LINK MERKEZI
  Linkler
  Carl Sagan'ın Kozmos'unu Online İzleyin
  Kavramsal Algılamalar
  Yabancı Aksan, İnanılır Olmayı Zedeliyor!
  ŞİFACILIK SİSTEMLERİNDEN REİKİ
  Yaşar Nuri Öztürk kimdir
  Wikileaks' ten Son yazılar
  Mucize Mineral Solüsyonu
  WEB-Siteni Ekle
  Düşünce Gücü İle tümörü yenmek
  HOST-DOMAIN-REKLAM
  Yasaklı sitelere girme ve OpenDNS
  Neo Spiritualism
  Refleksoloji Mucizesi
  Cep telefon kulaklıkları vücuda etkiyi azaltıyor mu?
  Spatyon Nedir ?
  Köşe Yazıları
  VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI
  YOGA NEDİR ?
  Web Master Bölümü
  En iyi Hosting
  En Aktif Siteler
  Modüller
  EĞİTİM SETLERİ
  html
  Yeni Facebook Sayfamız
Copyright Mert Suslu www.mertsuslu.com www.mertsuslu.tr.gg www.mertsuslu.net.tc
68. SUPTIL ENERJILER

Süptil Enerjiler

 

Reşat Güner

 

Bu yazı dizimizde sizlere süptil enerjilerle ilgili araştırmalar ve bu konuda çalışmalar yapmış belli başlı araştırmacılarla ilgili genel bir özet sunuyoruz.

 

GİRİŞ

 

Hayat ve tüm varoluş her düzeyde sürekli faal ve hareketlidir. Bu faaliyeti meydana getiren hatta bu faaliyetin kendisi olan güce ENERJİ ismini veriyoruz. Enerji, bilimsel olarak kısaca “iş yapma kapasitesi” olarak tanımlanmaktadır. Ve gerek spiritüel öğretilerde gerekse bilimde her şeyin enerjiden oluştuğu ifade edilmektedir. Yani evren, enerjiden başka hiçbir şey içermemektedir. Eğer var olan her şey nihai anlamda enerjinin bir biçimi ise, o zaman enerjinin kendisinin gerçekte ne olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Ancak evrenin temel yapısını teşkil eden böylesi sonsuz bir kavramın sözcüklerle açıklanması elbette o kadar kolay olmayacaktır.

Bilim tarihini incelediğimizde, gerek teorik, gerekse deneysel anlamda maddenin ve evrenin yapısına ait yeni bir şeyler keşfedildiğinde çok zaman bununla her şeyin izah edilebileceği zannedilmiştir. Ancak zaman ilerledikçe, insanlığın anlayış kapasitesi genişledikçe ve bu genişlemenin doğurduğu ihtiyaçlar kapasiteyi zorladıkça yeni yeni insanlar, bilim adamları ortaya çıkmış ve daha önceki keşfedilenlerin çok sınırlı, eksik ve hatta bazen de yanlış olduğunu ortaya koyarak ufukları genişletmiştir. Bugün ulaştığımız seviyede evrenin sonsuzluğunu kabul ediyorsak o zaman bu sonsuzluk içerisindeki imkanların da sonsuz olduğunu kabul etmemiz gerekir. Dolayısıyla bugün için belli bir şekilde anladığımız ve düşündüğümüz kavramlar yarın çok daha kapsamlı bir hale dönüşecektir.

Şu anki bilimsel keşiflerin bizi getirmiş olduğu noktada birçok şey daha da belirsiz bir hale gelmeye başlamıştır. Örneğin bundan 100 sene önce atom fiziğindeki gelişmelerle birlikte bilim adamları artık hemen her şeyin keşfedildiği bir noktaya çok yakın olduklarını söylemekteydiler. Ancak gerek maddenin gerekse makro düzeyde evrenin yapısıyla ilgili daha fazla bilgi edindikçe, yani ufkumuz genişledikçe bazı şeyler bizden uzaklaşmaya başladı. Bilgi arttıkça her şey daha bulanık bir hale gelmeye başladı.

Şimdi dilerseniz enerjinin ne olduğu konusunda somut bilgilerden başlayarak daha süptil alanlara doğru yapılan araştırmaları ve elde edilen sonuçları kısaca inceleyelim.

 

ENERJİ NEDİR?

 

Öncelikle maddesel ve somut anlamda bir enerji tanımını ele almak bizim için yararlı olacaktır. Bu daha kolay kavranabilir temelden hareketle daha sonra ele alacağımız fizik ötesi perspektiflerin anlaşılması biraz daha kolaylaşacaktır. Larousse sözlüğünde “enerji” şöyle tanımlanmış: “Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç.”

19. ve 20. yüzyılda bilim alanındaki çalışmalarla enerji ve madde hakkında epey bilgiler elde edilmiş ve enerjinin dönüşüm ilkeleri üzerinde bazı formüller geliştirilmiştir. Bunlardan en önemlisi, enerjinin yoktan var edilemeyeceği ve yok edilemeyeceği ilkesidir. Ancak bir enerji diğerine dönüşebilir. Ve herhangi bir eylem ya da hareket bir enerjinin kullanımını gerektirmektedir. Enerji kullanmadan herhangi bir eylem gerçekleştirebilmek mümkün değildir.

Bugün fizik biliminin ulaştığı seviyede özellikle atomaltı parçacıklara ilişkin bilgiler arttıkça duyularımızla algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız her şeyin enerjinin yoğunlaşması sonucunda oluştuğu anlaşılmıştır. Atomu meydana getiren temel parçacıklar, aslında tüm maddelerde aynıdır. Ancak bu parçacıkların adetleri ve farklı kombinasyonlarda bir araya gelmeleri, farklı elementleri ortaya çıkartmaktadır. Bu elementlerin atomlarının çeşitli kombinasyonlarda birleşmesiyle farklı moleküller ve dolayısıyla farklı türde maddesel bileşikler meydana gelmektedir. Görüldüğü gibi maddesel düzeyde her şey genel anlamda tek bir enerjinin çeşitli varyasyonlarından ibarettir. Bu Einstein’ın da açıkça ortaya koyduğu bir şeydir, madde ve enerji özdeştir.

 

MADDENİN YAPISI

 

Son 150 yıl içerisinde yapılmış olan keşifler madde ile ilgili anlayışlarımızı kökten biçimde değiştirmiştir. Maddenin yapısına ait bilgilerimiz geliştikçe maddenin somutluğu ellerimizin arasından kaçıp gitmektedir. Konuyla ilgili olanlar neden söz ettiğimizi hemen anlayacaklardır, evet kuantum fiziğinden söz ediyoruz.

Kısaca özetleyecek olursak fizik biliminde birbiri arkasına gelen gelişmeler maddenin atomlardan, atomların ise bir sürü parçacıklardan oluştuğunu göstermiştir. Ancak bu atomaltı parçacıklardan bazıları son derece garip özellikler sergilemekte ve varlıklarını bizim taşlar ve sopalardan oluşan orta büyüklük dünyamızın üç boyutlu kavramlarına oldukça ters düşen acaip yasaların hüküm sürdüğü bir alemde sürdürmektedirler.

Şimdi konuyu daha iyi anlayabilmek için atomun yapısına biraz daha yakından bakalım

Atoma yakından baktığımızda küçük bir güneş sistemini andırır bir yapıda olduğunu görürüz. Merkezde atom çekirdeği onun etrafında ise dönmekte olan elektronlar bulunmaktadır. Elektronlar aynı güneş etrafında dönen gezegenlere benzemektedirler, ancak gezegenler gibi katı bir yapıda değildirler. Elektronlar atom çekirdeğinin etrafında bulutumsu bir yapıda hızla dönmektedirler. Atom çekirdeği pozitif (+), elektronlar ise negatif (-) elektrik yüküne sahiptir. Atom çekirdeğini ve etrafında dönen elektronları birbirine bağlayan güç elektriktir. Çekirdek atomun kütlesinin büyük bir bölümünü oluşturur, fakat küçücük bir hacme sahiptir. Atomun büyük bir bölümü elektronların etrafında döndükleri boşluktan meydana gelir.

İşte bu, gerçekten bilimin bize sunmuş olduğu en şaşırtıcı bilgilerden biridir. Elimize bir taş ya da katı bir cisim aldığımızda onun büyük bir bölümünün boşluk olduğu bize çok inanılmaz gelir. Çevremizde görebildiğimiz her şey atomlardan oluşmuştur ve atomun büyük bir bölümü boşluktan oluşmaktadır. Bunu daha iyi açıklayabilmek için günlük hayatta bizim için bir şeyler ifade edebilecek ölçüler verelim. Eğer atom çekirdeğini -ki o da birtakım alt parçacıklardan oluşmaktadır- çapı 10 cm olacak biçimde büyütürsek, o zaman bir elektronun çapı milimetrenin onda birinden daha ufak, elektronların yörünge çapı ise yaklaşık 10 kilometre boyunda olacaktır. Bunun anlamı da şudur: maddenin büyük bölümü boşluktan oluşmaktadır ve bu boşluğun içerisindeki atomaltı parçacıklar büyük bir yoğunluğa sahiptirler. Bunu makro düzeye çıkarttığımızda da yaklaşık olarak aynı orantıyla karşılaşmaktayız çünkü galaksimizin de büyük bir bölümü boşluktan oluşmaktadır. Ancak bu boşluğun gerçekten boş olup olmadığı meselesi tartışmalı bir konudur ve bizim burada ele alacağımız esas konu da, birçok fizikçinin savunduğu gibi, aslında boşluk diye bir şeyin olmadığıdır.

Günümüzde ileri teknolojilere dayalı son hesaplamalara göre bizim bildiğimiz anlamda madde, evrenin enerjisinin yaklaşık %5’lik bir bölümünü kapsamaktadır. Geriye kalan %95’lik bölüm fizikçiler tarafından “karanlık madde” olarak adlandırılmaktadır. Bu karanlık maddenin veya karanlık enerjinin nasıl bir şey olduğu konusunda bilimsel anlamda henüz çok fazla bilgi sahibi değiliz, ancak bu, uzayın boş olmadığını ve boşluk dediğimiz şeyin aslında her şeyin temel unsuru olduğunu gösteriyor gibidir.

Bu kavramlar bilim için yeni olmakla birlikte aslında pek o kadar da yeni değildirler. Çünkü birçok eski gelenekler ve öğretiler içerisinde bu konuya ait bazı bilgiler bulmak mümkündür. Bunların birçoğunda aslında boşluk diye bir şeyin olmadığı ve bizim boşluk olarak adlandırdığımız şeyin aslında görülebilir madde aleminin temeli olduğu ifade edilmiştir.

Bugünkü bilim fizik anlamda dört temel gücün varlığını önermektedir bunlar, elektromanyetik güç, kütleçekim gücü, zayıf nükleer güç ve kuvvetli nükleer güç olarak sıralanmaktadır. Ancak tüm gelenekler ve ruhsal bilgiler içerisinde tüm evreni kuşatan, içten ve dıştan saran bir başka gücün veya enerjinin varlığından bahsedilmektedir. Bu güç veya enerji, bedenimizle olduğu kadar zihnimizle de etkileşim halindedir. İşte bu yazımızın konusu da bu normal duyularla algılayamadığımız veya aletlerle direk olarak tespit edemediğimiz ancak varlığı konusunda aslında çok büyük kanıtlar bulunan süptil enerjilerle ilgili olacaktır. Stanford Üniversitesi’nden madde bilimleri profesörü Dr. William Tiller bu süptil enerjilerle ilgili olarak yapılan deneyler hakkındaki düşüncesini, “Görünen o ki, geleneksel bilimde tanıdıklarımızdan bütünüyle farklı yeni enerji alanlarıyla uğraşıyoruz.” diye ifade etmiştir Oysa bunlar yalnızca günümüz bilimi için yenidir.

Bu bilinmeyen enerjilerin araşt?r?lmas?yla ilgili olarak gene Tiller’den bir al?nt?yla devam edelim: “Öyle san?yorum ki, bulgulayacağ?m?z şey, enerjiyle etkileşen şuur hallerinin belirlediği çok seviyeli d?şavurumlara sahip yaln?zca tek bir enerjinin bulunduğudur.” Bu tek enerjinin genel olarak kabul edilmiş bir ismi bulunmamaktad?r, çünkü çoğu araştırmacılar bağ?ms?z olarak çal?şmaktad?r ve birçoğu samimi olarak elde ettikleri sonuçlar? ilk keşfedenin kendileri olduğu düşüncesindedirler. John White ve Stanley Krippner Future Science (Geleceğin Bilimi) adlı kitaplarında, eski ve çağdaş literatürde bu enerjiyi adlandırmak için kullanılan yüz kadar ismi listelemişlerdir.

Biz de bu çalışmamızda çok farklı isimlerle anılan bu enerji için “vril” sözcüğünü tercih edeceğiz. Bu sözcük ilk olarak Bulwer Lytton’un yazd?ğ? bir 19. yüzy?l roman?nda kullan?lm?şt?r. Lytton’un öyküsünde bununla dünyan?n merkezinde yaşayan bir ?rk taraf?ndan ustaca kullan?labilen ve bir bak?ma Star Wars (Y?ld?z Savaşlar?) filmlerinde konu edilen “Güç” benzeri bir enerji biçimi kastedilmektedir. Dolay?s?yla vril sözcüğü hem zihin ve hem de doğayla ilgili bir enerji için kullan?labilecek uygun ve kapsaml? bir terim bulma ihtiyac?n? karşılamaktadır. Bu sözcük araştırmacı Serge K. King tarafından yazılan Earth Energies isimli kitapta da kullanılmıştır.

 

SÜPTİL ENERJİLERE AİT ARAŞTIRMALARIN TARİHÇESİ

 

Her şeyi kapsayan ve her şeye nüfuz etmiş temel bir enerjinin varlığı gerek antik gelenekler tarafından gerekse birçok modern araştırmacılar tarafından ifade edilmiş bir kavramdır. Bu enerji canlı cansız her şeyin iç yapısında bulunmakla beraber özellikle canlı dediğimiz yapılarda yoğunlaşmakta ve canlılığın devamını sağlayan bağlayıcı bir enerji olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu enerjiye farklı kültürlerde farklı isimler verilmekle birlikte hepsi de temelde aynı şeyi ifade etmektedirler. Şimdi dilerseniz bu süptil enerjilerin çeşitli kültürlerde nasıl ele alındığına ve tarihteki izlerine bakalım.

Mit, efsane, tarih ve arkeoloji eskilerin süptil enerjileri çeşitli biçimlerde kulland?ğ?na dair ipuçlar?yla doludur. Yerlerini çoktan başkalar?na b?rakm?ş eski kültürlerde bu kavramın ayrıntılı biçimde anlaşılmış olduğuna dair kanıtlar vard?r.

 

HİNDİSTAN’DAKİ GELENEKLER

 

Süptil enerjiler hakkındaki en eski, en geniş ve tutarlı bilgilerin günümüzden 5000 yıl öncelere dek uzanan Hint Uygarlığından geldiğini görüyoruz.

Hint felsefesinde temel olarak iki cins güç veya enerji kavram? olduğunu görüyoruz: prana ve akaşa. Bunlar?n tanımları hakk?nda değişik okullar aras?nda tam bir görüş birliği bulunmamakla beraber, genel olarak prana, atmosferdeki serbest bir enerji formu ve ayn? zamanda canl? varl?klardaki hayat verici enerji olarak kabul edilir. Bedene alınışı gıdalar ve solunum yoluyla olmaktadır. Belli tekniklerin kullan?lmas?yla normalden fazla miktarlarda al?nabilir, bedende depolanabilir ve sağlık için kullan?lmas?n?n yan? s?ra başkalar?na yard?m etmek için zihinsel olarak yönlendirilebilir ve levitasyon gibi olağan d?ş? beceriler için kullan?labilir. Bir enerji ve eterik bir ak?şkan olarak farkl? tan?mlara sahip olan Akaşa evrendeki her şeyin varlık bulduğu temel ve görünmez bir enerjidir. Her şeyin aslı olarak kabul edilen akaşa aynı zamanda evrensel hafızayı da içeren bir cevherdir.

 

UZAK DOĞU

 

Kadim Çin’in bilimsel birikimi, belki M?s?r d?ş?nda zaman?n bütün uygarl?klar?n?n çok ilerisindeydi. İsa’n?n dünyaya gelişinden çok zaman önce Çinli simyac?lar baz metalleri alt?na çevirmeye, ölümsüzlüğün s?rr?n? keşfetmeye ve beden, zihin ve ruhta mükemmelliğe ulaşmaya çal?ş?yorlard?. Yöntem ve terminolojilerinin Orta Çağ Avrupas?n?n simyac?lar?n?nkinin benzeri olmas? dikkat çekicidir.

Süptil enerjilerle ilgili olarak Çin kültüründe chi (çi ya da ki) adı verilen evrensel bir enerji kavramı görülmektedir. Çi, tüm maddi formların ve hayatın oluşumundaki temel güçtür ve “Yin” ve “Yang” olarak adlandırılan iki kutbu olduğu söylenmektedir.

Teoriye göre, chi’nin işleyiş tarz?nda değişiklik meydana getirme, akupunkturun temelini oluşturur. Chi’nin bedende “meridyenler” denilen kanallar vas?tas?yla dolaşt?ğ? söylenir. Bu meridyenler t?kand?ğ? zaman, bedenin bir yerinde çok fazla diğer bir yerinde ise çok az chi var demektir. Bu dengesizlikler hastalıklara yol açmaktadır. Akupunkturun amac? bedendeki chi ak?ş?n? dengelemek ve yeniden ahengi sağlamakt?r.

Japon kavram? ki, büyük ölçüde ch’i’ye benzer. Japonlar?n da yak?n zamanlarda popüler olan ve ki’lerini kullanarak olağand?ş? işler yapan, sihirli yeteneklere sahip kadim ninja gelenekleri vard?r.

 

MISIR

 

Kadim M?s?r’da rahiplerin zihinleri veya enerjileri sayesinde şarj edilen güç çubuklar? olduğunu anlatan efsaneler vard?r. Bu nesnelerin, Büyük Piramit’tekiler gibi yekpare ve ağır taş bloklara yöneltilerek onlar?n havaya kalkmas?n? ve yere inmeden bir iki metre hareket etmesini sağladığı söylenmektedir. Efsanelere göre piramitlerin, masif mabet temellerinin ve an?tsal yontular?n taşlar? bu yolla hareket ettirilip yerlerine yerleştirilmişlerdir.

M?s?r yontu ve resimlerinin belli bir görevi olmas? gereken esrarengiz çubuklar tutan kişileri sergilediğini biliyoruz.

Birçok M?s?r resminde resimdeki kişilerin tuttuklar? görülen, Ejiptologlar?n aç?klamakta zorluk çektikleri gizemli değnekler vard?r. Değneğin belirsizce bir hayvan baş?na benzeyen tuhaf bir baş?, düz bir gövdesi ve bir at nal? gibi iki uca ayr?lan bir alt k?sm? vard?r. Bu kombinasyonun pekala elektrik enerjisini veya belki de vrili depolamak için tasarlanm?ş bir alet, bir kapasitör olması ihtimali vardır.

Son olarak, bazı fresklerde ana figürün direkt avuç içlerinden ç?kan dalgal? çizgiler veya y?ld?r?mlar görülmektedir. Bu bir otorite sembolü olabilir, fakat iyileştirici gücü simgeliyor olmas? da mümkündür.

 

BRİTANYA’YA KISA BİR GEZİ

 

İngiltere’nin her taraf?nda “ley hatlar?” diye bilinen doğrusal hatların kal?nt?lar?na rastlan?r. Bunlar son derece eski mabet yerlerini, taş çemberleri, dağ tepelerini ve mezar höyükleri birbirine bağlar. Yazar John Michell View Over Atlantis (Atlantis’e Tepeden Bak?ş) adl? kitab?nda bunlar?n, eskilerin havaya yükseltilmiş arabalarla üzerlerinden uçabildikleri manyetik güç hatlar? olabileceğine dair birçok kan?t sunar. Çin, Polinezya ve Asya’daki benzer “kutsal” güç hatlar?na da dikkat çekilmiştir.

Bu arada tabii ki Stonehenge’in taşlar?ndan bahsetmeden geçemeyiz; bunun nedeni yaln?zca buras?n?n bir güç odağ? olduğu hakk?ndaki gelenekleri değil fakat kadim ustalar?n beş yüz km ötede ç?kar?lan ve “mavi taş” denilen özel cinste bir taş? temin etmek için gösterdikleri s?ra d?ş? çabad?r. Stonehenge ve benzeri diğer yöreleri gezip incelediğiniz zaman; bunlar?n bilimsel bilgiye sahip, ancak işlemek için yeterli ekipmana sahip olmayan kişiler taraf?ndan inşa edildikleri duygusuna kap?l?rs?n?z, t?pk? gemisi batan bir mühendisin becerikli ellerinden ç?kan hindistan cevizi ve bambudan yapılmış işe yarar yap?lar gibi.

 

GENEL BİR BAKIŞ

 

Arkeoloji, tarih, efsaneler, mitler ve psişik alg?lar?n tümü kaç?n?lmaz bir biçimde eskilerin bugün bizim onlara biçtiğimiz değerden çok daha ilerlemiş olduklar? sonucuna işaret etmektedir. Levitasyon, şifac?l?k ve tahrip gibi marifetler öyle yayg?n ve öyle tutarl? ayr?nt?larla tan?mlanm?şt?r ki, bunlara birer fantezi gözüyle bak?p hafife alamay?z. Tan?mlananlar?n çoğu elektrik hatta belki lazer ve atomik silahlarla ilgili bir bilgiyi simgeler görünümdedir. Tek baş?na bu bile yeterince fantastiktir, fakat bizim işimiz hayretten ağz? aç?k kalmakla yetinmek değildir. Bizi ilgilendiren, bugünün dünyas?nda evrenselleşmiş bilgiler aras?ndaki yerini almam?ş bir gücün kullan?m?na işaret eden artakalmış ayr?nt?lard?r.

Böyle bir gücün bir zamanlar gerçekten kullan?ld?ğ?na dair kendi baş?na yeterli kan?t oluşturan bir kaynak yoktur. Arkeoloji bize sadece aç?klamas? olmayan yap?tlar sunmaktad?r, fakat bu bir gün onlar?n basit bir aç?klamas?n? bulamay?z anlam?na gelmez. Tarihin tarihçiler taraf?ndan kendi amaçlar?na uyacak şekilde sapt?r?ld?ğ?n? biliyoruz. Efsane ve mitler, sembolizm veya arzular?n tatmini ile iç içe geçmiş olabilir ve psişik alg?lar tek baş?na bir değer taş?yamayacak kadar şarlatanl?ğa ve çarpt?rmaya bulaşm?şt?r. Ancak dünyan?n çeşitli köşelerine dağ?lm?ş bu kaynaklar?n hepsini bir araya getirdiğimiz zaman, ikinci derecedeki kan?tlar?n ne kadar ağ?r bast?ğ?n? hissedebiliriz. O halde eskilerden bize kalanlar, ümit vadeden ipuçlar?d?r.

Önümüzdeki bölümlerde daha yakın zamanlara ait ciddi deneylerle de desteklenen çeşitli araştırmaları inceleyeceğiz.

 

ANTON MESMER VE ÇALIŞMALARI

 

Franz Anton Mesmer, 23 May?s 1734’te doğmuş ve 1815’te, seksen bir yaş?nda ölmüştü. Çal?şmas?n?n yaln?zca bir yan ürünü olan ve asl?nda kendisinin hiçbir zaman birinci derecede dikkate davet etmediği bir fenomenle özdeşleştirilmesinden dolay? ismi ölümsüzlük kazanm?şt?r. Günümüzde “mesmerizm” onun yak?narak itiraz etmesine rağmen ipnotizmayla ayn? şey olarak görülmektedir. İpnotizma da hayati önem taş?yan bir konudur, fakat on sekizinci ve on dokuzuncu as?rlarda mesmerizm bütünüyle başka bir anlama gelmekteydi. Mesmer’in buluşuna verdiği isim olan “Canl?sal Manyetizma”yı (animal magnetism) ifade ediyordu.

Anton Mesmer otuz bir yaş?nda Viyana Üniversitesinden t?p diplomas? alarak mezun oldu. O s?rada daha önceden hak kazand?ğ?, bir doktora derecesi de dahil olmak üzere iki diplomas? daha vard?. O günün t?bbi bak?ş aç?s?ndan doktora tezi olarak seçtiği konu şaş?rt?c?yd?, fakat daha da şaş?rt?c? olan? bunun kabul edilmiş olmas?yd?. Çünkü, Paracelsus’un yaz?lar?ndan şiddetle etkilenen Mesmer’in tezinin konusu, gezegenlerin insan bedeni üzerindeki etkileriydi. Bunu tezinde şöyle dile getiriyordu:

Aç?kt?r ki dünyam?z?n s?v? ve kat? varl?klar?na tesir etmeyen gök cisimlerinde hemen hemen hiçbir değişim yoktur. Bu bağlamda, canlı organizmalar?n da bu tesirden paylar?n? ald?klar?n? inkar etmek mümkün müdür? Canl? bir varl?k da bu dünyan?n bir parças?d?r ve s?v? ve kat? bileşenlerden meydana gelmiş böyle bir varl?k, bu bileşenlerinin oranlar? ve dengeleri süptil bir biçimde değişime uğrad?ğ? için bunlar?n oluşturduğu etkileri bünyesinde hassasiyetle hisseder.

Şimdi, istiridye ve baz? solucan cinslerinin hayat devrelerinin ay?n evrelerine bağ?ml? olduğunu ve güneşteki lekelerin insanlar?n zihinsel durumlar?n? etkilediğini biliyoruz. Burada Mesmer’in bilimsel gerçeklerden söz ettiğini görebiliriz. Fakat, onun yaşad?ğ? zamanda, teorilerine alayl? bir hoşgörü ile yaklaş?l?yordu.

Ancak Mesmer bu teoriyi mantıksal bir çıkarıma ilerleterek büyük bir sıçrama yaptı. Eğer yıldızlardan gelen bir tesir söz konusu ise o zaman bu tesir onunla karşılıklı etkileşim içerisinde bulunabilen Dünya üzerinde de bulunmalıydı. Mesmer bu noktadan hareketle, her şeye nüfuz edebilen, canlısal manyetizma gücü için bir taş?t gibi iş gören, yaln?zca canlılarla s?n?rl? olmadığını kabul ettiği bir enerji olan evrensel ak?şkan kavram?nı geliştirdi.

Mesmer şu teorisini hakl? ç?karacak bir şeyin peşindeydi:

Doğadaki her şey belirli bir kuvvete sahiptir ve bu kuvvet kendisini diğer nesneler üzerinde özel bir eylemle tezahür ettirir; yani başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, burada herhangi bir kimyasal birleşme olmaksızın ya da organizmanın iç yapısına girmeksizin dışsal olarak eylemde bulunan bir psiko-dinamik kuvvet söz konusudur.

Ona göre bu güç yalnızca hayvani canlılarla s?n?rl? olmaktan çok uzakt? ve “tüm nesnelerin -hayvanlar?n, bitkilerin, ağaçlar?n, suyun, hatta taşlar?n- hatırı sayılır bir uzaklığa kadar yayılabilen bu sihirli ak?şkanla yüklü” olduğu düşüncesindeydi.

1774’te Mesmer, Viyana Üniversitesi profesörlerinden ve ayn? zamanda Maria Theresa’n?n kraliyet astroloğu olan bir Cizvit papaz?n?n m?knat?slar? tedavi amac?yla kulland?ğ?n? duydu. Paracelsus da iki yüz sene önce ayn? olas?l?ğ? rapor ettiği için Mesmer buna yoğun bir ilgi duydu ve papazla birlikte çal?şmaya başlad?. Cizvit iyileştirici etkenin m?knat?s?n kendisi olduğunu düşünürken Mesmer, m?knat?s?n yaln?zca iyileştirici güçteki ak?şkana aracılık eden bir aletten ibaret olduğuna inan?yordu. Kendi araşt?rmalar?n? derinleştiren Mesmer, m?knat?slar? uzun süredir devam eden baz? hastal?k vakalar?na uygulad? ve hastal?klarda kayda değer iyileşmeler elde etti. “M?knat?s uygulamas? s?k olarak ağr?larda bir art?şla ve hemen arkas?ndan bir krizle sonuçlan?yor, bunu sükunet dolu bir rahatlama ve hastan?n yavaş yavaş iyileşmesi izliyordu.” Bunlar?n d?ş?ndaki klinik çal?şmalar, onu çelik m?knat?slar?n manyetik etkinin yegane kaynağ? olmad?ğ?na ikna etti. Kağ?t, ekmek, yün, ipek, deri, köpekler, insanlar ve her şeyin iyileştirici bir gücü kendine çekebildiğini ve sonra da onu yayabildiğini bulgulad?. Nihayet kendisinin de bir güç jeneratörü olduğunu ve sadece ellerini sorunlu bölgelerin üzerinden geçirmesi suretiyle baz? hastalar?n iyileştiğini keşfetti.

Mesmer asla kendisini ruhsal bir şifac? olarak görmedi. Uygun bir eğitimle herkes taraf?ndan uygulanabilecek doğal bir fenomeni kullandığını biliyordu. Ayn? zamanda esas olarak zihnini kullandığının fark?ndayd?. İyileştirici güç “psiko-dinamik”ti; hastaya girmesi yoğun olarak istenmeli ve daha da önemlisi hasta taraf?ndan kabullenilmeliydi.

Frans?z Bilim Akademisi’nin Başkan?, Dr. Charles Le Roy’un ricas? üzerine Mesmer, yirmi yedi maddelik bir memorandum haz?rlam?ş, bu metinde canlısal manyetizma olarak adlandırdığı gücün işleyiş prensipleri ve özellikleri ile ilgili çeşitli açıklamalar yapmıştı.

Mesmer her ne kadar kendi çağında anlaşılamamış olsa da aslında sezgisel bir yolla çok önemli buluşlar yapmıştı. Bugün çok çeşitli isimler altında uygulanan manyetik şifacılığın bilimsel temellerini Mesmer atmıştı. Manyetizma günümüzde özellikle Fransa’da yaygın olarak uygulanan ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan geçerli bir iyileştirme yöntemidir.

Günümüzde yaygın olarak kullanılan şifa uygulamalarının birçoğunda da her insanda bulunan manyetik gücün aktarımı söz konusudur.

Manyetizma, ayrıca insandan yayılan manyetik güce hassas olan kimselerin bir tür trans haline sokulmasında da kullanılabilmektedir. Manyetik paslar yoluyla hiçbir telkin kullanmadan ipnozda elde edilene benzer bir trans hali elde etmek mümkündür. Manyetik trans gerek duyular dışı yeteneklerin geliştirilmesi, gerekse medyomik çalışmalarda başarılı bir biçimde kullanılmıştır.

 

ODİK GÜÇ VE REİCHENBACH

 

Süptil enerjilerle yakından ilgilenen araşt?rmac?lar d?ş?nda, bugün Baron von Reichenbach ismini bilen hemen hiç kimse yoktur. Ancak on dokuzuncu yüzy?l?n başlar?nda Avrupa’n?n her yerindeki bilim çevrelerince yak?ndan tan?n?yordu. Meteorlar konusunda tam bir otorite olarak görülen ve ayn? zamanda creosot’un kaşifi olan Reichenbach’?n bilimsel kredisi başlang?çta oldukça sars?lmazd?. Fakat dikkatini “od” diye adland?rd?ğ? şeyin incelenmesine yönelttikten sonra bilimsel meslektaşlar?n?n öfkeli sald?r?lar?na maruz kald? ve dostlar? taraf?ndan bile terk edildi. Odla ilgili iyi belgelenmiş binlerce deney yapmas?na ve deneklerinin çoğunun bizzat birer bilim adam? olmalar?na rağmen, elde ettiği sonuçlar görmezlikten gelindi veya k?nand?. Bunun başl?ca nedeni, bunlar?n o günün geleneksel bilimselliği karş?s?nda yer almalar? ve verilerin duyular ötesi algılamalara sahip “hassas” kişilere dayanmas?yd?. Ayrıca, buluşlar?nın çoğu Mesmer’in “canl?sal manyetizma”sı ile örtüştüğünden Reichenbach toplu bir suçlamanın kurbanı oldu. Mesmerizm daha önceden bilim kurumu taraf?ndan d?şland?ğ?ndan, od teorisinin de ayn? şekilde d?şlanmas? “doğal”d?.

Bizim burada vril olarak nitelendirdiğimiz süptil enerjiye Reichenbach tarafından verilen isim “od”dur.

 

MIKNATISLAR VE OD

 

Reichenbach “magnetod” yani m?knat?slardan yay?lan odik güç ile deneyler yap?yordu. Baron kendisini kamç?layan şeyin Mesmer’in çal?şmas? olduğunu saklam?yordu ve araşt?rmalar?na onun iddialar?n? kan?tlamak ya da çürütmek için başlam?şt?. Mesmer gibi o da birçok kişinin bedenlerinin üzerinden bir m?knat?s geçirildiğinde açık bir şekilde değişik duyumlar hissettiklerini bulgulad?.

Duyumlar hoş olmaktan çok tedirgin ediciydi ve hastalar?n sanki üzerlerine doğru hafifçe üfleniyormuş gibi alg?lad?klar?, serin veya ?l?k bir soluğa benzeyen belirsiz bir serinlik veya s?cakl?k duygusuyla kombineydi. Bazen bir çekim, batma veya üzerlerinde bir şey dolaş?yor hissi alg?lamakta; baz?lar? aniden gelen baş ağr?lar?ndan yakınmaktaydılar. Yaln?zca kad?nlar?n değil fakat özellikle genç erkeklerin de bu tesire hassas olduklar? aç?kça gözlemlenmiştir; çocuklarda bazen çok aktiftir.

Mesmer öncelikli olarak enerjinin iyileştirici nitelikleri üzerine yoğunlaşm?şt?, fakat Reichenbach daha çok onun yapısıyla ilgilenmekteydi. Bu onu şaş?rt?c? verilerle sonuçlanan baz? s?ra d?ş? deneyler yapmaya sevk etti. Belirli kişilerin m?knat?s?n meydana getirdiği somut duygulara hassas olduğunu bulgulayan Reichenbach, acaba tam anlam?yla karanl?k bir ortamda görsel duyumlar alamazlar m? diye merak etti. Bunun karş?l?ğ?n? cömertçe ald?. İlk önce kataleptik nöbetler geçiren bir k?zla çal?şarak hiç kimsenin en ufak bir şey göremeyeceği kadar karanl?k bir odada onun bir m?knat?s?n kutuplar?ndan yay?lan ?ş?ğ? görebildiğini keşfetti. K?z ?ş?ktan fazlas?n? tan?mlam?şt?; o hareket eden, kayan bir alevdi.

Bu sonuçtan yüreklenen Reichenbach, deneylerine çoğu mükemmel derecede sağl?kl? başka hassas deneklerle devam etti. Bunlar?n gözlemleri hep doğrulay?c? nitelikteydi. Hassasiyet derecelerine göre ya kutup noktalarda hafif bir parlakl?k veya dev bir irise benzer şekilde görkemli alev püskürmeleri görmüşlerdi. Her iki kutbu yukar? doğru çevrilmiş at nal? şeklinde güçlü bir m?knat?s kullanan Reichenbach’?n hassas denekleri iki uçtan ç?kan alevlerin birbiriyle kar?şmad?ğ?n?, aç?kça birbirlerinden ayr? durduklar?n? rapor ediyorlard?. Reichenbach veriler doğrultusunda bir m?knat?s?n kuzey kutbunun bir serinlik duygusuyla birleşmiş olarak mavimsi bir alev ç?kard?ğ?n?, güney kutbundan ç?kan renk selinin ise bir ?l?kl?k duygusunun eşliğinde sar?msı k?rm?z? olduğunu tespit etti.

 

KRİSTALLER VE OD

 

M?knat?slarla bu çal?şma Reichenbach’?n denemelerinin yaln?zca bir k?sm?n? oluşturuyordu. Ayr?ca örneğin kristallerin de od yaydığını bulgulam?şt? ve buna “kristalod” ad?n? takmakta gecikmemişti. Deneylerin çoğunda gene karart?lm?ş bir odada büyük bir kuartz kristali kullanm?şt?. Hassas gözlemci şöyle rapor ediyordu:

Kristalin gövdesi baştan sona hoş bir ?ş?kla parl?yordu ve ... üst noktas?n?n üzerinde bir el büyüklüğünde veya avuç içi kadar, mavi, sabit hareketli, bazen k?v?lc?m ç?karan, lale biçiminde, en üst k?sm?nda hoş bir sise dönüşerek eriyen bir ?ş?k yayımı vard?.

Kristalin kayaya bağl? olan ucu değişmez biçimde sar?ms?-k?rm?z? bir sis yay?yordu. Yine burada da kutupluluk fenomeniyle karş? karş?yay?z. Mavi ucun daima serin ve k?rm?z?-sar? ucun ?l?k olduğu söyleniyordu.

 

OD VE İNSAN BEDENİ

 

Mesmer gibi Reichenbach da çok geçmeden hayretler içinde kendi bedeninin de od yayd?ğ?n? keşfetti. Karanl?kta parmak uçlar?ndan beş - on cm. boyunca ?ş?k ç?kt?ğ? görülüyordu ve bedeni de sise benzer bir dumanla çevriliydi. Parmak uçlar?ndan ç?kan ak?m kristal ve m?knat?slar?n alevleriyle ayn? özellikleri sergilediğinden, Reichenbach doğal olarak bunun ayn? gücün faaliyeti olduğu ve ellerle verilen desteğin faydal? etkilerinin bu güç taraf?ndan üretildiği sonucuna vard?.

 

BEDENİN IŞIKLILIĞI

 

Reichenbach’?n keşfettiği üçüncü kutupluluk okült ve doğu düşüncesindeki bir fikre karş?l?k gelir. Hassas denekler, k?rm?z?ms? olan jenital bölgeden mor olan baş bölgesine doğru yükselen ve m?knat?sla ilgili tan?mlar?n çok benzeri bir renk spektrumunu rapor etmişlerdi. Reichenbach, “baz? hassas gözler için bedenin tümü p?r?lt? saçar,” demektedir.

İnsan bedeninin hemen tüm yüzeyi, fakat özellikle eller, avuç içleri, parmak uçlar?, gözler, baş?n değişik bölgeleri, göbek, topuklar, vs. ?ş?kl?d?r. Bütün parmaklar?n uçlar?ndan nispeten daha büyük yoğunlukta aleve benzer ?ş?k huzmeleri ç?kar ve ç?k?ş noktalar?ndan düz bir çizgi halinde akarlar.

 

GÜNEŞTEN VE AYDAN GELEN OD

 

Astrolojinin temel ilkesi, gök cisimlerinin insanlar?n zihinlerine ve koşullar?na etki eden bir kuvvet yayd?ğ?d?r. Reichenbach’?n heliod (güneşten gelen od) ve lunodla (aydan gelen od) ilgili buluşlar?ndan bu öğretiyi doğrulayan ve ?ş?k tutan bir şeyler elde edebiliriz. Bu tip deneylerin ilki bulutsuz bir günde yap?lm?şt?. Hassas bir denek bir evin içinde on metrelik bak?r bir telin bir ucunu tutuyordu, telin diğer ucu ise d?şar?da, aç?k havadayd?. M?knat?slarla ve kristallerle çal?şa çal?şa odik güce iyice hassaslaşan denek şöyle böyle alg?lanabilen bir güç yay?l?m? hissetti. Sonra Reichenbach bak?r telin d?şar?daki ucunu kenarlar? 10 cm. uzunluğunda, dörtgen bir bak?r plakaya bağlad? ve deneğin al?şmas? için bir süre bekledikten sonra dörtgeni direkt güneşin alt?na koydu. Denekten derhal bir memnuniyet nidas? geldi. Kolundan baş?na doğru yükselen ve ?l?kl?k şeklinde alg?lanan kuvvetli bir yay?l?m hissetmişti. Fakat hiç beklenilmeyen bir sonuç, eş zamanl? bir serinlik duygusuydu ve deneğin kol ve bacaklar?n?n tamam?nda güçlendirici bir tazelenmeyi deneyimlemesine yol açm?şt?. Denek kendisini keyifli ve neşeli hissettiğini söylüyordu. “S?cakl?k ve soğukluk birlikte hissedilmişti.” Plaka gölgeye al?nd?ğ? zaman serinlik duygusu kayboldu, ancak yeniden güneşin ?ş?nlar?na maruz kald?ğ?nda geri döndü. Eğer plakan?n yeri güneşin ?ş?nlar?n?n eğik olarak düşeceği şekilde ayarlan?rsa, etki azal?yor ve dikey olarak düşmeleri sağland?ğ?nda güçleniyordu. Gündüz vaktinin hangi saatinde veya y?l?n hangi ay?nda olursa olsun ayn? deneyim kendini tekrarlam?şt?.

Meslektaşlar?n?n alaya ald?ğ? bir araşt?rma alan?na at?lma yürekliliğini gösterdiği ve bizlere emekle geçecek uzun y?llara mal olacak bir deneyler bütününü kayda geçirme ve aktarmadaki titizliği için Baron Charles von Reichenbach’a muazzam bir teşekkür borçluyuz. Araşt?rmalar? yeni nesil araşt?rmac?lar?n eline kendi deneylerini karş?laşt?rabilecekleri çok değerli bir birikim vermiştir. Enerji için hangi ismi benimsediğimiz bir yana, Reichenbach’ın vril fiziği tarihinde bilgilerimize dev bir katk?da bulunan kişiler aras?nda ayr? bir yeri olacakt?r.

 

WILHELM REICH VE ORGON ENERJİSİ

 

Mesmer ve von Reichenbach’dan sonra şimdi de Wilhelm Reich’ın çalışmalarını inceleyeceğiz. Reich’?n çekişmelerle dolu kariyeri, 1919’da t?p fakültesindeyken, Sigmund Freud’un baş? çektiği bir radikaller grubuna kat?lmas?yla başlad?. Süratle liderlik pozisyonuna doğru ilerledi, (gruba kat?ld?ğ? s?rada yaln?zca yirmi iki yaş?ndayd?) ve psikoanaliz üzerine kabul gören çeşitli makaleler ve kitaplar yazd?. Fakat zekas? bu arada onu çoktan daha ilerilere doğru taş?m?ş ve çağdaşlar?ndan izole etmişti. Daha sonraları Norveç’e ve oradan da Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Orada yaptığı farklı çalışmalardan dolayı Amerikan Gıda ve Sağlık Dairesi tarafından görevini kötüye kullanmakla suçlandı ve mahkeme duruşmalarına gitmediği için hapse atıldı ve 1957’de hapisten çıkmasına az bir zaman kala öldü.

 

VRİLİN YENİ BİR İSMİ: ORGON

 

Reich’ın daha önce tanımlananlara eş değer bir süptil enerji için listeye eklediği isim “Orgon”dur. Bu sözcük “organik” ve “orgazm” kelimelerinden elde edilmişti. T?pk? od gibi “orgonometrik”, “orgonotik”, “orgonomik” gibi yeni kelimeler oluşturmaya elverişliydi. Reich keşiflerini diğer araşt?rmac?lar?nkinden oldukça farkl? bir yolda yürüyerek yapt?. Freud’un eğitiminden geçmiş bir kişi olarak, libidonun bedendeki fiili bir enerji olduğuna ve Freud ve takipçilerinin daha sonralar? değerlendirdikleri gibi yaln?zca bir kavram olmad?ğ?na kanaat getirmişti.

Reich, orgon enerjisinin kronik biçimde bloke olmasının hastalanmaya yol açabileceğini ileri sürüyordu ki, bu da eski öğretilerde yer alan bir kavramdır. Bu onu nevrotik hastalarda, yedi enlemesine kas grubunun kronik gerilim durumunda bulunduğunu keşfetmeye götürdü. Bu kaslar?n bir tanesi al?n ve gözler hizas?nda baş? çevreliyordu; bir sonraki ağ?z ve çenenin etraf?ndaki aland?; sonrakiler s?ras?yla boğaz?n çevresi, göğüs, güneş sinir ağ? (solar plexus) veya diyafram, kar?n ve son olarak pelvisti (leğen kemiği kuşağ?). Buradaki dikkat çekici husus, bu sıralamanın yoga öğretilerindeki şakralar sistemine karşılık gelmesidir. Reich’?n yogay? araşt?r?p araşt?rmad?ğ? bilinmez, fakat çok say?daki ilgi alanlar?na bakacak olursak, öyle olmas? sürpriz say?lmaz. Reich egzersiz ve masaj yoluyla bu tip kronik kas spazmlar? giderildiği zaman, önce duygusal bir boşalma olduğunu, arkadan da hastan?n bedeninin içinde enerji “ak?mlar?” hissettiğini bulgulam?şt?. Çok s?k olarak fiziksel rahats?zl?klar k?sa bir süre sonra ortadan kayboluyordu.

Günümüzde buna benzer bir teknik body psychotherapy (beden psikoterapisi) adı altında uygulanmakta ve psikolojik sorunları olan kişiler uzman kontrolünde çeşitli beden hareketleri ve nefes egzersizleriyle bu sorunları dışa vurmakta ve böylece sorunlar giderilmektedir.

 

İLETKENLER VE YALITKANLAR

 

Reich ayr?ca iletken olmayan izolatör maddelerin güneşte belli bir süre b?rak?ld?klar? takdirde orgonla şarj olduklar?n? ve aş?r? nemin, gölgede havaland?rman?n ve suya sokman?n onlar? deşarj edebildiğini (yükünü boşaltt?ğ?n?) bulmuştu. Bu noktaya kadar, canl? süjeleri şarj edici objeler de dahil, büyük ölçüde Reichenbach’?n keşfettiklerini tekrarlad?. Atmosferik orgonla ilgili formüle ettiği ilk “yasa”, “organik maddeler orgon enerjisini emerler ve onu kendilerinde al?koyarlar” idi.

Reich daha sonra orgon enerjisini hapsetmenin ve depolamanın yollarını aradı ve “orak” adını verdiği bir kutu geliştirdi. Bu kutu bir metal ve bir de organik maddeden yapılma iki tabakadan oluşan bir yapıydı. Bu, orgon enerjisini çekip yayma özelliğine sahip bir aletti. Bunun ardından Reich, metal ve organik maddeden oluşma tabakaların sayısını artırarak etkinin güçlendiğini bulguladı. Bu aynen elektrik ve elektronik alanında kullanılan kapasitör veya kondansatörün yapısını andırmaktadır.

 

KUTULAR VE TÜPLER

 

Reich çal?şmas?nda iki tip orak kullanm?şt?. Bunlardan biri içine bir şeyler konacak tarzda tasarlanm?şt?. Boyutlar?, küçük bir kutudan, bir insan?n içinde oturabileceği bir büyüklükte olana kadar değişiyordu. Diğerine “tabanca” denilmekteydi. Amac? yoğunlaştırılmış orgon enerjisini belirli bir yere, örneğin vücudun belli bir bölgesine aktarmakt?. En basit tipi çelik talaş?yla gevşekçe doldurulmuş cam bir test tüpüydü. Bu en çok küçük kesikler gibi problemler ve diş etlerini tedavide kullan?l?yordu. Metal-yans?tma teorisine uygun olarak, aç?k uç tedavi edilmek istenen yere doğru yönlendiriliyordu. Bir diğer tabanca tipi, her taraf? kaplanm?ş kapal? bir kutudan ç?kan esnek demir bir tüp (BX kablosu) ve tüpün ucundaki bir huniden oluşuyordu. Kutudaki orgonun tüpün içinden geçip huni biçiminde d?şar? yay?ld?ğ? kabul ediliyordu. Reichenbach tel gibi madeni objelerin konsantre bir enerji kaynağ?yla ilişkilendirildiği zaman enerjiyi ilettiklerini bulmuştu.

 

SUYU ŞARJ ETME

 

Reich’?n ilk buluşlar?ndan birisi, suyun en iyi orgon emicilerden biri olduğuydu. Bu tabii yeni bir şey değildi. Mesmer ve Reichenbach bunu ondan önce keşfetmişlerdi. Dünyan?n her taraf?ndaki ruhsal şifac?lar ve dini liderler de. Fakat Reich bunu kendisinden öncekilerden daha bilimsel bir yolla kan?tlad?.

Reich’?n bal?klama dald?ğ? alanlar öylesine fazlad?r ki çal?şmas?n? izlemede zorlan?rs?n?z. İzinden yürümede tereddüt göstermeyen ve çal?şman?n içinde kalan takipçileri, yeni bilimine verdiği isimle “Orgonomi”nin medikal yönlerine ağ?rl?k vermişlerdir. Yeni enerji kaynaklar?na ilginin artmas?yla birlikte, insanlar ancak bugün Reich’?n ileriye dönük çal?şmas?ndaki imalara ön yarg?s?z bir görüşle bakmaya başlamaktad?rlar. Belki teorik dayanaklar?n?n bütünüyle doğru olmad?ğ? anlaş?labilir, fakat orgonun var olduğuna ve iş gördüğüne dair bol miktarda ipucu vard?r.

Reich’?n çal?şmas? öyle bir potansiyele sahiptir ki, konuyla ilgili araştırma yapan tüm araşt?rmac?lar?n bu muhalif dahinin araşt?rmalar?n? mutlaka incelemelerini gerektirir.

 

PRAMİTLER

 

Gezegenimizin uzak geçmişinde, kimilerine göre dört bin beş yüz y?l önce, kimilerine göre elli bin y?l, kimilerine göre ise çok daha önce, birisi ya da birileri bütünüyle özgün bir yap? inşa etti. Bu tasar?m?n nedeni halen tart?şma konusudur. Böyle bir şeyin tasarlanmas?na olanak sağlayan bilginin nereden al?nd?ğ? kesin değildir. Kesin olan şey ise onun tasarlanm?ş, inşa edilmiş ve geçmişin dev bir an?s? olarak günümüze kadar ayakta kalm?ş olmas?d?r. Bu yapı tahmin edeceğiniz gibi M?s?r’daki Büyük Piramittir.

Büyük Piramit’in kökeniyle ilgili hikayeler çok çeşitlidir. M?s?r arkeolojisi uzmanlar? aras?nda genel görüş, onun firavun Kufu ya da daha çok tan?nan ismiyle Keops için bir mezar olarak inşa edildiğidir. Bu görüş esas olarak piramidin içindeki taşlar?n üzerinde onun mührünün benzeri hiyerogliflerin bulunmas?na dayanmaktad?r. Her taraf? iyice kapat?lm?ş odalar?n?n içinde bir insan bedenine ait hiçbir kal?nt? bulunmad?ğ? gerçeği de dahil, Büyük Piramit’in bir mezardan başka her şey olabileceğine dair insan? bunaltacak kadar çok ipucu olmas?na rağmen Ejiptologlar teorilerinde ?srar etmekte ve tek bir adam?n cesedini içine koymak için on binlerce esirin onlarca y?l boyunca taştan bir dağ yapmak uğruna gece gündüz çal?şt?r?ld?ğ? gibi hikayeler üretmektedirler.

Piramidin ilginç özellikleriyle ilgili ilk ipucu 1930’larda, Büyük Piramit’i ziyaret ettiği s?rada piramidin içinde bulunan baz? küçük hayvanlar?n cesetlerinin aşikar biçimde mumyaland?ğ?n? fark eden bir Frans?zdan, André Bovis’ten geldi. Yani hayvanlar çürümemişti ve kokmuyorlard?. Fransa’ya geri döndüğünde, Büyük Piramit’in boyutlar?na göre yap?lm?ş baz? model piramitlerle deneyler yapt? ve şekille ilgili bir şeyin ölü organik maddenin mumyalanmas?na yol açt?ğ? hakk?nda baz? kan?tlar elde etti. 1940’larda Birleşik Devletler’de Verne Cameron ad?nda bir radyestezist gene piramit biçimiyle ilgili deneyler yapt? ve piramidin etraf?nda bir enerji alan?, köşelerden de enerji ak?ş? bulunduğunu ortaya ç?kard?. Ayr?ca birkaç piramidin köşelerini pillerde olduğu gibi seri ya da paralel olarak birbirlerine telle bağlarsa, enerji etkisinin güçlendiğini buldu. 1950’lerde Karl Drbal ad?nda bir Çekoslovak piramidin traş b?çaklar? üzerinde bileyici bir etkisi olduğunu ve ayr?ca baş ağr?s?n? hafiflettiğini veya giderdiğini keşfetti. Zamanla fark edildi ki bu fenomene neden olan enerji tabandan tepe noktas?na kadarki mesafenin üçte birine karş?l?k gelen bir noktada, piramidin iç merkezinde, yaklaş?k olarak orijinal piramitteki Kral Odas? ile ayn? pozisyonda merkezlenmiş veya odaklanm?ş görünüyordu.

Büyük Piramit ve ona göre ç?kart?lm?ş modellerle ilgili en önemli gerçeklerden birisi, en yoğun enerji etkilerinin piramidin bir kenar?n?n manyetik kuzeye bakt?ğ? ve böylelikle dünyan?n elektromanyetik alan?yla ayn? hizada olduğu zaman elde edildiğidir. Hizalamada kuzeyden yirmi ile otuz derece uzaklaş?ld?ğ? takdirde, içteki enerji odağ? fiilen kaybolmaktad?r.

“Piramit enerjisi” ile ilgili incelemeler, Bovis’in ölen ilk kedisini mumyalamas?ndan beri devam etmektedir. Daha birçok yönleri vard?r.

 

ORGANİK ETKİLER

 

Piramit şeklinden kaynaklanan fiili bir enerji etkisi ilk olarak ölü hayvanlar üzerinde fark edilmişti. Y?llarca süren deneyler sonras?nda, bir piramidin içinde konsantre olan enerjinin yaln?zca çürümeyi durdurduğuna değil, ölü organik maddeyi mumyalaşt?rd?ğ?na veya bozulmadan kuruttuğuna hiçbir şüphe yoktur.

Yumurta, et ve bal?kla yap?lan denemeler, nispeten küçük piramitlerde ortalama su çekilmesi (dehydration) oran?n?n %66 olduğunu göstermektedir. Meyve ve sebzelerde, muhtemelen daha çok su içerdikleri için, dehidrasyon oranının daha fazla olduğu görülür. Çiçekler taç yapraklar?n? veya şekillerini kaybetmeden başar?l? bir şekilde mumyalanmaktad?r.

Bitkilerle kayda değer araşt?rmalar yap?lm?şt?r. Bitki tohumlar?n?n toprağa ekilmeden önce bir piramitte b?rak?ld?klar?, bitkilerin bir piramit içinde yetiştirildikleri veya önceden piramite b?rak?lm?ş suyla suland?klar? takdirde normalin üstünde gelişim gösterdiklerine dair çok say?da rapor vard?r. Genel bulgulara göre, enerjilendirilmiş suyla sulanan ev bitkileri kontrol grubundakilerden daha h?zl? büyümekte, daha bereketli olmakta, yapraklar? daha yeşil olmakta ve kökleri saks?y? daha çabuk sarmaktad?r. Ayr?ca piramitte işlem görmüş suyla beslenmelerinin ortalaman?n iki buçuk kat üzerinde verimle sonuçland?ğ? rapor edilmiştir. Bir araşt?rmac?n?n raporuna göre, bir haftan?n üzerinde bir süre piramitte kal?p o s?rada filizlenen yeni sürgünler kopar?ld?ktan sonra topraks?z halde bir hafta ayn? şekilde yaşamaya devam ederken, kontrol gurubundakiler yaln?zca yirmi dört ile otuz alt? saat aras?nda dayanabilmişlerdir.

Piramit enerjisi, tad? da olumlu bir şekilde etkilemektedir. Piramidin içerisine yerleştirilen suyun lezzeti artmaktadır. Ayr?ca kat? g?dalar da piramitten etkilenmektedir. En sık görülen, tatl?l?ğ?n artmas?, ac?l?k ve ekşiliğin azalmas? ve lezzetin daha iyiye gitmesidir.

 

ORGANİK OLMAYAN ETKİLER

 

Traş b?çaklar?n?n bilenmesi, piramit şeklinin en ünlü etkisidir. Burada görünen, enerjinin doğal bir süreci büyük ölçüde h?zland?rmakta olduğudur. Bir traş b?çağ?n?n (jiletin) kenar?ndaki metal, kristalli bir yap?ya sahiptir. Herhangi bir traş b?çağ?n? uzun bir zaman kendi baş?na b?rakt?ğ?n?z takdirde yavaş yavaş orijinal keskinliğinin bir kısmını yeniden kazanacakt?r, bu anlamda o “canl?” bir yap?d?r. Piramidin alt?nda bu süreç saatlerle ölçülmekte ve birçok kullan?m sonras? etkinliğini günlerce sürdürmektedir. Bu etkinin kaşifi Drbal’?n mavi jiletle iki yüz traşa ulaşt?ğ? bildirilmiştir.

 

FİZYOLOJİK ETKİLER

 

Piramidin içindeki enerji etkileri haberinin kamuoyuna yans?mas?n?n üzerinden çok geçmeden bir kişi onun insan bedeni üzerinde nasıl bir etki meydana getireceğini araştırmaya karar verdi. Tabii, asl?nda bu serüven yeni bir şey değildi. Napolyon bir keresinde bütün geceyi Büyük Piramit’te geçirmiş ve sonra da bu konuda herhangi bir şey söylemeyi reddetmişti. Yazar Paul Brunton da piramitte geçirdiği sürelerde astral seyahati deneyimlediğini beyan etmişti. Buna karş?l?k 1970’lerden itibaren insanlar?n piramidin daha içrek s?rlar?n? keşfetmek için M?s?r’a gitmelerine gerek kalmad?. Art?k meditasyon yapmak, uyumak ve hatta üzerlerinde taş?mak için piramit sat?n alabiliyorlar veya onlar? kendileri yapabiliyorlard?.

Piramit enerji alan?n?n içinde geçirilen zaman?n fizyolojik etkileri bireylere göre farkl?l?k göstermektedir. Rapor edilen en ortak etki, kişinin “şarj olduğu” ve enerjiyle dolduğu duygusudur. İçeride kal?nan süre ne kadar uzarsa kişi o kadar “doymuş” hale gelmekte ve sonunda kendini rahatsız hissetmektedir. Sonras?nda baz? kişilere ağ?rl?k basar ve mutlaka uyurlar ve bunun ertesinde son derece tazelenmiş olarak uyan?rlar. Etkiler ayn? Reich’?n orak için ileri sürdüklerini çağr?şt?r?r. Baz?lar? için “üçüncü göz”ün açıldığı hissi hakimdir ve çok say?da durugörü, telepati, beden d?ş? deneyim ve lüsid (şuurlu) rüya görme vakas? rapor edilmiştir. Psişik etkiler d?ş?nda, birçok kişi baş ağr?lar?n?n ve artrit ağr?lar?n?n geçtiğini, kan bas?nçlar?n?n (tansiyonun) düştüğünü ve genelde Reich’?n orak için bildirdiği iyileştirici etkilerin ayn?s?n? bildirmişlerdir. Diğer taraftan, baz? kişiler de, piramidin içinde az bir zaman bile kalm?ş olsalar, baş ağr?s? ve diğer ağr?larda art?ş, mide bulant?s? ve genel bir rahats?zl?k duyduklar?n? belirtmektedirler. Ve elbette özel hiçbir şey hissetmediklerini bildirenler de vard?r.

 

SONUÇ

 

Bu yazı dizimizde sizlere süptil enerjilerle ilgili araştırmaların yalnızca küçük bir bölümünün özetini sunabildik. Bültenimizin hacminin sınırlı olması dolayısıyla burada radyestezi, radyonik, psikotronik jeneratörler ve insan enerji alanı gibi önemli konulara değinemedik. Bu konulara yeri geldikçe ayrı başlıklar altında değineceğiz.

Bu arada konuya ilgi duyan okurlarımız Serge V. King’in Ege Meta Yayınları tarafından yayınlanmış olan Olağanüstü Enerjiler isimli kitabını inceleyebilirler.

Bugün 220494 ziyaretçiZiyaretci Sayısı
En çok merak edilenler !  
  Türkiye'nin Bilgi Merkezi
Web Master,Film,Video,Sinema,Html Kod Arşivi,Web-tasarım,Ucuz Hosting ve Domain
(96 Gelen 583 Giden)

Beyin Gücü Türkiye
Beyin Gücü, Telekinezi öğrenin, Telepati öğrenin, Astral Seyahat, Zihin Kontrolü, Rüya Kontrolü,Hafıza Teknikleri
(79 Gelen 812 Giden)

PsikoSes.Com
Telkinli Mp3 ve Kişisel Gelişim Forum Sitesi
(5 Gelen 276 Giden)

seartpublic
counter-stirke için qüzel bir site
(0 Gelen 402 Giden)

mobidic genç odası
Genç Odası,Bebek Odası,Mobilya,Antalya Mobilya,Kids Furniture
(0 Gelen 274 Giden)

Senin linkin burada olsun mu?
O zaman buraya kaydını yaptır:
=> Kayda git
 
Reklam  
   
İLETİŞİM  
 
E-mail: mertsuslu@gmail.com +90 554 825 79 84
 
Sitemize Bağlananlar  
   
FaceBook Bağlantımız  
 
BEGEM-Beyin Eğitimi ve Geliştirme Merkezi

Sayfanızı Da Tanıtın